Kayıtlar

iletişim etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Gitmeden Öğrettikleri

Resim
Bir süre önce Gittigidiyor, sitesi üzerinden yaptığı açıklamada, " eBay'in Türkiye'de süregelen rekabet dinamikleri doğrultusunda aldığı kararla, GittiGidiyor olarak faaliyetlerimizi durdurarak platformumuzu kapatacağımızı üzülerek bildiriyoruz” dedi. E – ticaret kanunu, yönetmelikleri, e – bay’in sistemden çıkma nedenleri ile ağız dolusu laf içeren makaleleri internette bulmak mümkün. Ben Gittigidiyor’un iletişim değerinden bahsetmek istiyorum.  Marka takvimler 2001 yılını gösterirken Serkan Borançılı, Burak Divanlıoğlu ve Tolga Kabataş tarafından kuruldu. Sitede her gün, cep telefonu, televizyon, beyaz eşya, fotoğraf makinesi, bilgisayar, giyim ve mücevher, anne bebek, kozmetik kişisel bakım, ev dekorasyon ürünlerinden; para, pul, plak, eski kitap ve dergi benzeri koleksiyon malzemelerine kadar geniş bir yelpazede ürün portföyü son kullanıcı ile buluşuyordu. Fakat sorun şuydu ki; Türk kullanıcılar paylaşım ekonomisi nedir bilmiyordu. Hatta bırakın ikinci el ürün ku...

Çevresel Sürdürülebilirlikte Green Washing’den Uzak Durmak

Resim
Çevresel Sürdürülebilirlikte  Green Washing’den Uzak Durmak Bu bloğu takip edenler iletişimde yaşanan değişimleri takip etmeye, yeniliklere kapı aralamaya çalıştığımı bilirler. Bugün de 2010’lu yıllarda sıklıkla adını duymaya başladığımız sürdürülebilirlik iletişimi konusunu yazmak istiyorum. Öğrencisi olmanın ayrıcalığını ömrüm boyunca bir şeref madalyası gibi üzerimde taşıyacağım Cem İlhan ve Meral Saçkan hocalarım markalara iletişim önerisi getirirken marka gerçeklerini her zaman terazinin bir kefesinde, markanın kendini gördüğü yeri (çoğunda marka kendini olduğundan büyük görür, nadiren de küçük görür) ise diğer kefesinde tutmam gerektiğini söylerlerdi. Ben de naçizane, danışmanlığını üstlendiğim tüm müşterilerimde pusulamı bu düstura göre belirledim.  Yani müşterimin hiç bir isteğini sorgulamadan yerine getirmedim. Söylediği hiç bir şeyi sorgulamadan uygulamaya almadım. İşte yazımızın temasını da sürdürülebilirlik iletişiminde marka beyanının önemi oluşturuyor...

İletişimin yeni formu

Resim
İletişim fakültelerinin ilk dersi Shannon ve Weaver iletişim modelidir. Modele göre mesaj bir kaynaktan çıkarak bir araç marifetiyle alıcıya ulaştırılır. Örneğin Arkadaşım bana telefonda merhaba dediğinde; selamlama mesajı kaynaktan yani arkadaşımdan telefon marifetiyle alıcıya yani bana ulaştırılır. Çok basit, temel hatta en ilkel iletişim modeli olmasına rağmen zamandan bağımsız olması nedeniyle bu model halen öğretilir ve öğrenilir. (tabii akademik olarak model bu basitlikte incelenmez, kitle iletişimi açısından çok mühim bir modeldir) İlerleyen dönemlerde bu modelde eksiklik olduğu görülerek modele bir de gürültü kaynağı eklenmiştir. Gürültü, parazit olarak da adlandırabileceğimiz bu durum mesajın kaynaktan alıcıya giderken yolda uğrayacağı erozyonu anlatmaktadır. Yani arkadaşım bana telefonda merhaba dediğinde ben kalabalık bir ortamda olabilirim ve merhabasını gürültü nedeniyle duyamayabilirim. Öte yandan gürültü her zaman fiziksel olmak durumunda değildir. Yani bir günde orta...

Sosyal Medya suskunluk sarmalını kırdı mı?

Resim
Alman siyaset bilimci Elisabeth Noelle-Neumann 80’lerde ortaya bir teori atar. Teoriye göre kişiler toplumdan dışlanma ya da yadırganma korkusuyla düşüncelerini dile getiremez, erteler ya da genel kanaat yönünde görüş bildirir. Özellikle siyasi iletişimde yoğunlukla karşılaşılan ve hatta işin uzmanları tarafından toplumlara empoze edilen bu teori günümüzde hâlâ çalışmakta mı bu yazıda bunu konuşacağız. (Elisabeth Noelle-Neumann 1916 - 2010) Suskunluk sarmalını kişilerin toplum tarafından kabul görmek için kendi düşüncelerini bir kenara bırakıp suskunluğa bürünmesi olarak özetlersek, toplumda güçlü olan, ana akım medya tarafından kullanılan argümanların beslemesiyle yaşayan ve şekillenen toplumlar olduğumuzu da kabul etmek durumunda kalırız. Öyle ya kendi fikrimizi reddedilme korkusuyla asla söylemiyor karşısında olduğumuz fikrin sahibine sükut ikrardır deme hakkı tanıyoruz. Bir süre sonra bu sükut hali kabullenmeye ve hatta bazı zamanlar karşısında olduğumuz fikrin en ateşli s...
Resim
Jenerik Markalara Kriz Hiç Mi Dokunmaz Geçtiğimiz hafta incelediğimiz kriz kavramından sonra bir dost, ‘arkadaş kriz kavramı tamam, herkes inceliyor, herkesin heybesinde az biraz da olsa bilgi var ve paylaşıyor… Ama jenerik markalara dokunan yok!’ demişti. Hakikaten aldı beni bir düşünce, o kadar jenerik marka var, bu sektörlerde hiç mi kriz yok? Biraz araştırdım, birkaç kaynağa baktım sonuç tam bir felaket… Krizlerin sayısından çok, önlem alınmıyor oluşu ürküttü beni. Gelin ilk olarak jenerik marka nedir, ne değildir onu inceleyerek başlayalım bugünkü yazımıza… Jenerik marka denince ilk akla gelen, ürünle özdeşleşip ürünün ismi olarak kullanılır duruma gelmiş olan markalar diyebiliriz. Örneğin kot Türkiye'deki ilk jean pantolon markasıdır, marka ülkemizden çoktan silinip gitmiş olsa da Jean pantolonlar halen kot adıyla anılmaktadır. Bugün yaygın olarak; Nescafe, Oralet, Jeep, Uhu, Chokella, Şaşal, Pimapen, Nylon, Atari, Camsil, Kalebodur gibi birçok jenerik markayı g...
Resim
Pazarlama ve İletişim Açısından Kriz Yönetimi Hepimizin defalarca duyduğu adeta ezber ettiği kriz iletişimi etik ilkelerinden ya da kriz aşamalarından bahsedip vaktinizi boşa harcatacak değilim. Kriz kavramı TDK’da ekonomi anlamıyla aratıldığında ‘çöküntü’ anlamı karşımıza çıkıyor. Hep konuşulan Japonca’da da ‘fırsat’ denir ama yanıtı vardır birde. Peki bu ‘Kriz’ fırsat mı yoksa çökünkü mü? Öncelikle, kendi adıma fırsat diyenleri bir kalemde yalanlayabilirim. Bir şirketin karşı karşıya kaldığı kriz hiçbir zaman hiçbir aşamada fırsat olamaz. Fakat gelecekte benzer durumla karşılaşmamak için iyi bir ders olur olsa olsa… Öte yandan, şirketiniz özelinde değil de bulunduğunuz sektöre ya da bölgeye dair bir kriz varsa işte o zaman kriz fırsata çevrilebilir. Biraz etik değerleri hiçe saymanın kimseye bir zararı olmaz, biraz da benden sonrası tufan, günü kurtarayım da gelecek ile işim olmaz derseniz, evet sektörel ya da bölgesel krizi fırsata çevirebilirsiniz. Ancak bu durum size bırakı...

İLETİŞİM FORMÜLE EDİLEBİLİR Mİ?

Resim
İletişim günümüzde formüle edilebilen, adeta matematikleştirilen bir kavram olarak karşımıza çıkıyor.   Bunun bir yansıması olarak da iletişim eğitimi verilen her yerde sürekli geçmiş zamanlarda başarıyla uygulanmış stratejiler tekrar tekrar kursiyerlere anlatılıyor. Örneğin; ikinci dünya savaşına damgasını vurmuş, ancak günümüzde geçerliliği tartışılan ‘Joeph Goebbels’in propaganda taktikleri hâlâ iletişim fakültelerinde siyasal iletişimin temel taşı olarak gösteriliyor. Ya da pazarlama iletişimi derslerinde gösterilen Abraham Maslow’un  ‘ihtiyaçlar hiyerarşisi’ yılların eskitemediği stratejiler olarak önümüzdeki yüzyıl boyunca gösterilmeye devam edilecek gibi duruyor. Oysa gerçekler, öğretilenden bir hayli farklı. Madem akademi yörüngesinde başladık sohbete öyle devam edelim. Goebebels’in kara propagandasını, yani konuşmacının monolog yaratarak kitleleri arkasından sürüklediği, taktiğini gelin bugün uygulamaya çalışın. Sosyal medyanın kaydettiği gelişme sonrası çıkacak ...

Siyasal İletişimde Temel Stratejiler

1930’lu yıllarda ABD özelinde başlayan seçim kampanyalarının en etkininin 1952 yılında yaşanan seçimlerde Eisenhower zamanında gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Ülkemizde ise devlet radyosunun seçim propagandalarında kullanılmasına izin verildiği 1945 yılını esas alarak kullanabiliriz. Ancak ilk kampanya denince akla 1979 yılı seçimleri ve Cen Ajans gelmekte elbette. 79 yılında Cen Ajans Adalet Partisi için siyasal gazete reklamları hazırlamanın yanı sıra kampanyada kullanılacak kasetleri de hazırlamıştı. Günümüze geldiğimizde artık seçim kampanyaları, hatta milletvekili adayları dahi ağızlarından çıkacak her sözü, yapacakları her hareketi iletişim danışmanlarından onay almadan yapmamaktalar. Bu kadar yoğun ve stresli bir dönemin iletişim planlaması dea elbette büyük önem arz ediyor. Seçmeni ikna edebilmek adına uygulanan ikna stratejileri , günümüzde de hala çalışır anahtar olarak ön plana çıkıyor. Bu stratejilerden Canvassing (yüz yüze oy toplama) adayın kapı kapı geze...
Reklamlara Yabancılaşmak           Hızla globalleşen dünya da iletişim çalışmalarının yerel kalabileceğini düşünmek, iyimser bir yaklaşımdan öteye gidemez…           Elbette global iletişim çalışmalarının reklam veren ve reklam ajansları açısından faydaları da bulunmaktadır. Örneğin reklam verenlerin en büyük sorunu olan “kurumsal imaj” bu anlayış sayesinde tek bir elde kolaylıkla toplanabilir ve tüketici üzerinde istenen etki kolaylıkla yakalanabilir.           Ancak, öte yandan global reklamlar da göze batan en büyük sorun, kesinlikle samimiyetsiz duruşlarıdır. Günümüz reklamcılarının bile hedef kitle tespitinde en çok zorlandıkları konu olan tüketici iç görüsü yakalamak, global reklamlarda söz konusu olmadığı için reklamın yayınlanacağı ülkelerdeki kültürle uzaktan yakından ilgisi olmayan samimiyetsiz çalışmalar ortaya çıkmakta bu durum tüketicinin irite olmasına ve üründen soğumasına neden olmaktadır. E...

Jean Çıkmalı mı?

Jean Amerika’nın şalvarıdır! Gerçekten de durum böyle mi? Üşenmeyelim, Jean pantolonların çıkışına bir göz atalım. Amerikalı maden işçileri kolay yırtılamayacak, kir tutmayacak bir pantolon peşindeydiler. Bildiğiniz gibi kumaş pantolon ile madencilik yapmak zordur. İşte bu yüzden Levi Strauss ilk jean pantolonu yaptığında rengi kahverengiydi. İlerleyen dönemlerde James Dean, Elvis Presley ve Marlon Brando gibi dünyaca ünlü isimler Jean giyince bu çılgınlık bir anda herkesi sardı. Tabii atlamamız gereken bir konu Türkçemize “kot pantolon” olarak giren giyeceğin İngilizcede iki ayrı kelime ile tabiri mevcuttur bunlardan biri “Jean” (bizdeki kot) ikincisi ise “Denim” dir. Jean pamuk ve ketenden imal edilirken “Denim” daha dayanıklıdır. Yani aslında söylem doğru, “Jean Amerika’nın şalvarıdır.” Ancak öncelikli hata, benim dedem şalvar giyerdi ve bu durumdan utanmak benim hiç aklıma gelmemişti. Zannediyorum sizlerinde aklına böyle bir şey gelmedi, gelemezdi. Hatta Mavi bildiğiniz gibi s...