Insider Krizi Bize Ne Anlatıyor?
Son günlerde Insider yöneticilerinden Merve Nazlıoğlu’nun açıklamaları gündemden düşmüyor.
Aslında konuya dair hemen herkesin az çok fikri var. Yine de bilmeyenler için küçük bir çerçeve çizelim; Merve Hanım verdiği bir mülakatta işe alım yaklaşımını anlatırken, “Burası bir şirket değil ütopya… Primler, sağlık sigortası gibi yan haklar için geliyorsan konuşmayalım. Burada bir hayal ve adanmış hayatlar var. Savaşın içindeyiz…” gibi ifadeler kullanıyordu.
Kuşkusuz burada anlatılmak istenen şey; yüksek aidiyet duygusu, mücadele, ortak hedefler ve girişimcilik ruhuydu. Ancak meselenin ilginç tarafı da tam burada başlıyor.
Çünkü iletişim dünyasında insanlar çoğu zaman sizin ne demek istediğinizle değil, ne söylediğinizle ilgileniyor. Hatta biraz daha ileri gidersek; kamuoyu, söylenen şeyi kendi hayat deneyimi üzerinden yeniden anlamlandırıyor.
Bugünün çalışma hayatına baktığımızda bunu anlamak çok zor değil aslında.
Uzun çalışma saatleri, tükenmişlik hissi, özel hayatın giderek daralması, sürekli performans baskısı, çalışan bağlılığı ile çalışan sadakati arasındaki çizginin belirsizleşmesi… Özellikle beyaz yaka dünyasında bütün bunlar artık yalnızca İK gündeminin değil, toplumsal tartışmanın da bir parçası haline geldi.
Dolayısıyla insanlar artık şirketlerin yalnızca ne sunduğuna değil, çalışanından nasıl bir hayat talep ettiğine de dikkat ediyor.
Sanırım Insider örneğini klasik bir iletişim kazasının ötesine taşıyan şey de bu oldu.
Çünkü burada tartışılan yalnızca birkaç cümle değil; çalışma kültürü, başarı dili ve modern şirketlerin çalışanla kurduğu ilişkinin sınırları.
Nitekim son yıllarda dünyada “employer branding” başlığı altında ortaya çıkan krizlerin önemli bir bölümü de benzer alanlardan doğuyor:
Genç çalışanlarla kurulan ilişki biçimi, aşırı performans kültürü, iş-özel hayat dengesi, tükenmişliği romantikleştiren yönetim dili, stajyer ve junior çalışan deneyimleri…
Aslında bütün bu örnekler bize aynı şeyi söylüyor:
Kurum kültürü artık yalnızca içeride yaşanan bir mesele değil; kamusal bir algı alanı.
Yakın geçmişte benzer bir süreci Patiswiss örneğinde de görmüştük. Krizin ilk anlarında sert ve savunmacı görünen dil, zaman içerisinde yerini daha kontrollü ve daha düşük tona bıraktı. Çünkü kriz iletişiminin doğasında şöyle bir gerçek var: Kamuoyu kusursuzluk değil, samimiyet arar ve mutlaka bir kurban ister.
Bugün Insider tarafında Merve Hanım’ın iletişimde geri plana alınması stratejik açıdan anlaşılabilir görünüyor. Ancak buna rağmen hâlâ;
“Tutku kültürünü anlatmaya çalışırken dengeyi yeterince vurgulayamadık”
çizgisinde bir açıklamanın gelmemiş olması yani kamuya istenen kurbanın verilmemiş olması tartışmanın gündemde kalmasına neden oluyor.
Oysa bazen kriz dönemlerinde kurumların ihtiyacı olan şey; uzun savunmalar değil, kısa ama doğru tonda kurulmuş birkaç cümledir.
Örneğin aşağıdaki tonda bir açıklama, en azından kamunun duygusunu anladığını gösteren bir başlangıç olabilirdi:
“Son günlerde şirket kültürümüz ve çalışma yaklaşımımıza ilişkin yapılan bazı değerlendirmeleri dikkatle takip ediyoruz.
Insider’da kuruluşumuzdan bu yana yüksek hedeflerle çalışan, hızlı düşünen ve sorumluluk alan bir ekip kültürü inşa etmeye çalışıyoruz. Bu yaklaşımın temelinde; öğrenme isteği, dayanışma ve ortak hedeflere duyulan inanç yer alıyor.
Ancak bu kültürü anlatırken kullanılan bazı ifadelerin, çalışma hayatındaki dengeyi ve çalışanların beklentilerini göz ardı eden bir yaklaşım olarak algılandığını görüyoruz.
Bizim için çalışanlarımızın iyi oluşu, gelişimi ve sürdürülebilir çalışma ortamı en az başarı kadar önemlidir. Tutku ve aidiyetin; kişisel yaşam, sağlık ve bireysel sınırlarla dengeli şekilde var olması gerektiğine inanıyoruz.
Bugün dünyanın birçok hızlı büyüyen teknoloji şirketinde olduğu gibi; yoğun tempo, yüksek hedefler ve güçlü ekip ruhu bizim kültürümüzün de bir parçası. Ancak bunun sağlıklı, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir çalışma anlayışıyla birlikte ilerlemesi gerektiğinin farkındayız.
Geri bildirimleri önemsiyor, şirket kültürümüzü geliştirmek adına tüm değerlendirmeleri dikkatle ele alıyoruz.”
Merve hanımı korumaya alarak Insider’ı savunmanın merkezine alan bu yaklaşım hem kamuya sizi anlıyoruz ve sizi önemsiyoruz demiş olacaktı hem de kamunun istediği kurbanı bir özürle vermiş olacaktı. Kuşkusuz kriz iletişimi yalnızca bir açıklama yayınlamakla sınırlı değil. Bunun; gazeteciler, sektör profesyonelleri, influencer’lar ve diğer kanaat önderleri üzerinden desteklenmesi de gerekir.
Ama bazen küçük bir geri adımın, uzun bir savunmadan daha güçlü sonuç verdiğini de kabul etmek gerekiyor.
Çünkü günün sonunda insanlar mükemmel markalar değil, samimi markalar görmek istiyor.
Yorumlar