Kayıtlar

Bugünün İletişim Danışmanları Aslında Birer Emlakçı

Yaşlı adam, hırıldayan bir sesle ‘Gazetecilik öldü’ diye ünledi… ‘Eskiden haber kaynağı olarak gördüğümüz halkla ilişkiler çalışanlarını, artık rant ve para (hediye) kaynağı olarak görüyoruz’ diye devam etti sözlerine… Evet, eski gazetecilerin çoğundan duyuyoruz bu ve benzeri sözleri.  Betül Mardin ve rahmetli Alaeddin Asna öncülüğünde tanıştığımız ve meşhur 1961 ana yasasının sendikalaşma hakkını getirmesiyle hayatımızda iyice yer edinen halkla ilişkiler kavramının bugün bulunduğu konum, giriş aşamasıyla aynı mı acaba? Bu soruya çok net bir şekilde hayır diyebiliriz. Bugünkü yaklaşımı ben daha çok emlakçılığa benzetiyorum. 60’lı yıllarda amaçları; itibar yönetimini güçlendirmek, kurumları krizlere karşı korumak ve onları sosyal sorumluluk projeleriyle kamu yararına çalışmaya teşvik etmek olan halkla ilişkiler profesyonelleri, bugün sadece medya ilişkisi sağlıyor. 90’lı yıllarda, bugün duayen olarak kabul gören birkaç kişinin gazete ziyaretlerinde beraberlerinde götürdükle...

İLETİŞİM FORMÜLE EDİLEBİLİR Mİ?

Resim
İletişim günümüzde formüle edilebilen, adeta matematikleştirilen bir kavram olarak karşımıza çıkıyor.   Bunun bir yansıması olarak da iletişim eğitimi verilen her yerde sürekli geçmiş zamanlarda başarıyla uygulanmış stratejiler tekrar tekrar kursiyerlere anlatılıyor. Örneğin; ikinci dünya savaşına damgasını vurmuş, ancak günümüzde geçerliliği tartışılan ‘Joeph Goebbels’in propaganda taktikleri hâlâ iletişim fakültelerinde siyasal iletişimin temel taşı olarak gösteriliyor. Ya da pazarlama iletişimi derslerinde gösterilen Abraham Maslow’un  ‘ihtiyaçlar hiyerarşisi’ yılların eskitemediği stratejiler olarak önümüzdeki yüzyıl boyunca gösterilmeye devam edilecek gibi duruyor. Oysa gerçekler, öğretilenden bir hayli farklı. Madem akademi yörüngesinde başladık sohbete öyle devam edelim. Goebebels’in kara propagandasını, yani konuşmacının monolog yaratarak kitleleri arkasından sürüklediği, taktiğini gelin bugün uygulamaya çalışın. Sosyal medyanın kaydettiği gelişme sonrası çıkacak ...

Siyasal İletişimde Temel Stratejiler

1930’lu yıllarda ABD özelinde başlayan seçim kampanyalarının en etkininin 1952 yılında yaşanan seçimlerde Eisenhower zamanında gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Ülkemizde ise devlet radyosunun seçim propagandalarında kullanılmasına izin verildiği 1945 yılını esas alarak kullanabiliriz. Ancak ilk kampanya denince akla 1979 yılı seçimleri ve Cen Ajans gelmekte elbette. 79 yılında Cen Ajans Adalet Partisi için siyasal gazete reklamları hazırlamanın yanı sıra kampanyada kullanılacak kasetleri de hazırlamıştı. Günümüze geldiğimizde artık seçim kampanyaları, hatta milletvekili adayları dahi ağızlarından çıkacak her sözü, yapacakları her hareketi iletişim danışmanlarından onay almadan yapmamaktalar. Bu kadar yoğun ve stresli bir dönemin iletişim planlaması dea elbette büyük önem arz ediyor. Seçmeni ikna edebilmek adına uygulanan ikna stratejileri , günümüzde de hala çalışır anahtar olarak ön plana çıkıyor. Bu stratejilerden Canvassing (yüz yüze oy toplama) adayın kapı kapı geze...

Marka Stratejileri

Resim
Marka Stratejileri Markalama stratejileri elbette rekabetçi yapılar göz önüne alınarak hazırlanan, klasik ya da modern anlamda rekabetçi ortama hizmet eden yaklaşımlardır.        Genel olarak rekabet stratejilerine baktığımızda “Maliyet Liderliği Stratejisi”  “Odaklanma Stratejisi” “Farklılaşma Stratejisi” olarak üç ana başlık karşımıza çıkmaktadır.  Genel rekabet stratejileri içinde maliyet liderliği hem anlaşabilirlik olarak, hem de uygulama olarak en kolay stratejik yaklaşım olarak görülmektedir. Bu strateji benimsenerek maliyetler, rakiplerinkinin altına düşürülebilir ve bu sayede daha fazla değer yaratılarak bu değerler bütünü örgütsel katma değer içinde son kullanıcıya sunulabilir. Ancak sistemin çalışabilirliliği açısından konunun çok iyi dokunmuş ve incelenmiş olması gerekir. Maliyetleri düşürerek son kullanıcıya pazarda bulunan rakip firmalardan daha ucuz ürün / hizmet satmak, akla yatkın gelse de marka büyüklüğü, bu indirimleri kaldırabi...
Reklamlara Yabancılaşmak           Hızla globalleşen dünya da iletişim çalışmalarının yerel kalabileceğini düşünmek, iyimser bir yaklaşımdan öteye gidemez…           Elbette global iletişim çalışmalarının reklam veren ve reklam ajansları açısından faydaları da bulunmaktadır. Örneğin reklam verenlerin en büyük sorunu olan “kurumsal imaj” bu anlayış sayesinde tek bir elde kolaylıkla toplanabilir ve tüketici üzerinde istenen etki kolaylıkla yakalanabilir.           Ancak, öte yandan global reklamlar da göze batan en büyük sorun, kesinlikle samimiyetsiz duruşlarıdır. Günümüz reklamcılarının bile hedef kitle tespitinde en çok zorlandıkları konu olan tüketici iç görüsü yakalamak, global reklamlarda söz konusu olmadığı için reklamın yayınlanacağı ülkelerdeki kültürle uzaktan yakından ilgisi olmayan samimiyetsiz çalışmalar ortaya çıkmakta bu durum tüketicinin irite olmasına ve üründen soğumasına neden olmaktadır. E...

ÇOCUK HER ZAMAN SATAR MI?

Serdar Erener’in beklide reklam dünyasına bahşettiği en büyük yenilik çocuk satar felsefesidir. Eskilerin deyimiyle “Seks Satar” neredeyse tamamen reklam lügatimizden çıktı ve yerine “Çocuk Satar” yerleşti. Başlangıcı 90’lı yıllara, sucu çocuk reklamına dayanan bu felsefe günümüzde gerçekten çalışıyor mu? Bu sorunun maalesef “evet” ya da “hayır” gibi net bir yanıtı yok. Burada pek çok etken reklamın başarısını doğrudan etkilemekte. Bunu en iyi açıklayacak örnek zannediyorum aynı sektörden iki reklamı incelemek olacak. Bunlardan ilki bir Mercedes reklamı; http://www.vidivodo.com/227062/mercedes-komik-reklam Reklamda gördüğümüz gibi bir çocuk sevgiyle ve o saf sevenciliğiyle aynı bir çiçek gibi oyuncak arabasını toprağa ekerse büyüyerek gerçek bir Mercedes olacağını düşünüyor. Hemen hepimizin kalbine dokunan bizi bir şekilde yakalayarak güven ve sıcaklık duygusu aşılayan bu reklamda çocuk kullanmak kadar doğal bir şey olamaz sanırım. Burada çocuk kesinlikle bir met...

Sağlıklı Cips mi? Eğlencelik Cips mi?

Türkiye’de ve Dünya’da ölmeyecek sektörlerden biri hiç şüphesi yiyecek sektörüdür. Envai çeşit yiyecek bu gün marketlerde bizleri beklerken, biz Türk tüketicisinin kalbine girmeyi bir türlü başaramayan bir sektörden “cips” sektöründen bahsedelim. Evet atıştırmalık ürün segmentine giren cips kendini Türk tüketicisinin milli yiyeceği yapmayı bir türlü başaramamış bir üründür. Zannediyorum bu konuda herkes hemfikirdir. Peki ama neden? 1988 yılında uzay gıda ile Türk tüketicisi ile ilk kez tanışan bu ürün pazara geç girdiği için pazarda kendine yer bulamadı cümlesi kesinlikle doğru değildir. Mesela 1990 yılında ilk hazır çorba ile tanışan Türk tüketicisi bu ürünü çabuk benimsemiştir. Ve bugün çorbaların %90’a yakını bu şekilde hazırlanmaktadır. Tabii bu gelişmede doğru iletişim stratejisinin yeri yadsınamaz. Bizim olmayan hazır çorbayı sanki yıllardır bizimmiş gibi bize sunan iletişimciler bu doğru hamlenin ekmeğini bu gün Pazar lideri olarak sürmekteler elbette. Esas konumuz olan cip...