Marka Stratejileri

Marka Stratejileri


Markalama stratejileri elbette rekabetçi yapılar göz önüne alınarak hazırlanan, klasik ya da modern anlamda rekabetçi ortama hizmet eden yaklaşımlardır. 


      Genel olarak rekabet stratejilerine baktığımızda “Maliyet Liderliği Stratejisi”  “Odaklanma Stratejisi” “Farklılaşma Stratejisi” olarak üç ana başlık karşımıza çıkmaktadır. 
Genel rekabet stratejileri içinde maliyet liderliği hem anlaşabilirlik olarak, hem de uygulama olarak en kolay stratejik yaklaşım olarak görülmektedir. Bu strateji benimsenerek maliyetler, rakiplerinkinin altına düşürülebilir ve bu sayede daha fazla değer yaratılarak bu değerler bütünü örgütsel katma değer içinde son kullanıcıya sunulabilir. Ancak sistemin çalışabilirliliği açısından konunun çok iyi dokunmuş ve incelenmiş olması gerekir. Maliyetleri düşürerek son kullanıcıya pazarda bulunan rakip firmalardan daha ucuz ürün / hizmet satmak, akla yatkın gelse de marka büyüklüğü, bu indirimleri kaldırabilir seviyede olmalıdır. Zira markanızdan büyük “x” bir marka, zarar etmek pahasına sizden çok daha uygun bir rakama satış yapabilir ve bu durum sizi şirket iflasına kadar sürükleyebilir. Ayrıca ucuzcu, kalitesiz ürün satan marka imajı ya da yaftası, ilerleyen dönemlerde baş ağrıtabilir. 






Odaklanma stratejisi ise pazarın belirli bölümünü ele alarak konu hakkında uzmanlık yaratma ana fikrine dayanmaktadır. Uzmanlaşılan konuda pazar liderliğini ya da pazar pastasından hatırı sayılır bir dilim almak hiç zor görünmemektedir. Büyük resimden ziyade küçük resme odaklanan bu süreç,  lokal ölçekte işe yarasa da markayı ülke sathına ya da global ölçeğe yaymak istediğimizde ciddi engeller karşımıza çıkarmaktadır. Bu konuda en iyi örnek, günümüz kahvecilik furyasını ortaya çıkaran “Starbucks” markası için verilebilir. Bilindiği gibi ülkemize sadece kahveci olarak giren ve butik olarak satışlarına başlayan firma, ilerleyen dönemde çay gibi diğer sıcak içeceklere de yönelmiş ve ürün yelpazesini genişleterek bir nevi “Modern pastane” kimliğine bürünmüştür. 

     Farklılaşma stratejisi ise Herakleitos’un söylediği gibi “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” söyleminden yola çıkarak günümüz anlık değişimlerine en uygun yaklaşımdır. 
Aynı koşullarda neredeyse aynı ürünlerle savaştığımız arenada üretilen ürün / hizmetin bir şekilde rakiplerden farklılaşması, diğer bir deyimle alamet-i farikasının olması gerekmektedir. 90’lı yıllarda sadece marka ya da ürün içeriği ile (Arko 80 derece vb) farklılaşmak mümkünken bugün, durum tamamen değişmiştir. Artık markalar müşteri değil hayran aramaktadır. Tıpkı Iphone ile Steve Jobs’nin başardığı bu durumu diğer firmalarda müşterileri için içselleştirmeye çalışmakta ve bu doğrultuda çalışmalar yürütmektedirler. 



Farklılaşma stratejileri içinde en önemli ayrıntı, müşteriler ile daha samimi bir yaklaşım yakalamak, onları birer hayrana çevirmekten geçmektedir. Turkcell’in yıllardır uyguladığı burnu büyük yaklaşımlar,  müşterilerde “Pahalı, ama kaliteli” iç görüsünü sağlamış, ancak Vodafone ya da Avea’nın konuşma kalitesi, internet hızı vb. konularda kalitesini ispata yönelik çalışmalarla desteklemesi ile Turkcell, ciddi dalgalanmalar yaşamakta ve önleme yönelik reklam faaliyetine geçmektedir. 


       Marka samimiyeti işte tam da bu noktada devreye girmektedir. Marka müşterisi ile ne kadar samimi olmalı? Bu sorunun cevabı için kesinlikle çerçeve çok net çizilmelidir. Marka söyleminden, verilecek mesajlara kadar tüm süreç titizlikle hesaplanmalı ve bu doğrultuda çalışma devam etmelidir. 





      Son olarak sadece aforizmalar ile samimiyet yakalanamayacağı gibi çeşitli eventlerle de bu sorun aşılamaz. Dolayısıyla çok iyi hesaplanmış bir müşteri iç görüsü ile birlikte marka konumlama stratejinizinde samimiyetiniz ile eş güdüm içinde olması gerekir.


P.S: Tashih için Duygu Yılmaz'a teşekkürler.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bugünün İletişim Danışmanları Aslında Birer Emlakçı