İLETİŞİM FORMÜLE EDİLEBİLİR Mİ?


İletişim günümüzde formüle edilebilen, adeta matematikleştirilen bir kavram olarak karşımıza çıkıyor.  Bunun bir yansıması olarak da iletişim eğitimi verilen her yerde sürekli geçmiş zamanlarda başarıyla uygulanmış stratejiler tekrar tekrar kursiyerlere anlatılıyor. Örneğin; ikinci dünya savaşına damgasını vurmuş, ancak günümüzde geçerliliği tartışılan ‘Joeph Goebbels’in propaganda taktikleri hâlâ iletişim fakültelerinde siyasal iletişimin temel taşı olarak gösteriliyor. Ya da pazarlama iletişimi derslerinde gösterilen Abraham Maslow’un  ‘ihtiyaçlar hiyerarşisi’ yılların eskitemediği stratejiler olarak önümüzdeki yüzyıl boyunca gösterilmeye devam edilecek gibi duruyor.

Oysa gerçekler, öğretilenden bir hayli farklı. Madem akademi yörüngesinde başladık sohbete öyle devam edelim. Goebebels’in kara propagandasını, yani konuşmacının monolog yaratarak kitleleri arkasından sürüklediği, taktiğini gelin bugün uygulamaya çalışın. Sosyal medyanın kaydettiği gelişme sonrası çıkacak çatlak sesleri bu kara propaganda ile susturmaya çalışın bakalım! Ya da potansiyel müşterinize senin ihtiyacın aslında bir ev değil, bu ev deyin bakalım. Sonuç aşağıdaki karikatür deki gibi mi olur yoksa ben mi yanılıyorum.


 Bu iletişimi formüle etme sevdası biraz da iç görü araştırma şirketlerinin bize bir hediyesi.  Başarılı olan, konusunda uzman birkaç araştırma şirketini bir kenara koyarsak, mantar gibi çoğalan onlarca araştırma şirketi, iletişim profesyonellerine tüketici iç görüsü pazarlamaya çalışıyorlar. İşin ilginç tarafı ‘potansiyel tüketiciniz ot’ yemekten hoşlanıyor bunu şu chartta görebiliriz diyen bir araştırma şirketine kayıtsız şartsız itaat edecek yüzlerce KOBİ olması. Aslında birçok holdingde aynı topa aynı hevesle giriyor. Örneğin 2000’lerin başında tüm marketlerde boy gösteren ‘Pepsi Blue’ vardı. Sanıyorum neredeyse hiç satmayan bu içeceğin tamamını Pepsi, pazarlama müdürüne içirmiştir. Pazar böyle olunca sonuç Mavi Pepsi oluyor haliyle. Tabii burada Pepsi örneği verme nedenim global bir markanın bu başarısızlığa imza atmış olması. Pazar payı bakımından ikinci büyük oyuncu olan firma bunu yapabiliyorsa sıradan bir KOBİ neler yapmaz demenin bir başka yolu aslında.

Günümüzde başarılı bir iletişim çalışmasını yönetmenin en etkili yolu, iyi bir sosyolog olmaktan geçiyor. Dozajında samimiyet, olabildiğince doğrucu bir duruş ve gerçekten halkın ihtiyacına cevap verecek ürün, şirketleri başarıya taşıyacaktır. Geçmişte tanışma şansı yakaladığım iletişim duayenlerinden biri (ismi bende kalsın) ‘iletişim planlamasına başlamadan önce müşterinizin (sizden bu çalışmayı isteyen şirketin) acısını anlayın’ diyordu. Bu cümleyi net olarak anladığınızda şu anlamı çıkartmak mümkündür; Müşteri briefi’ne bağlı kalmayın, onu tanıyın ve hastalığı siz teşhis edin. Elbette tedaviniz de özgün olsun.

Geçmişin başarılı bir reklamcısı olan ‘David Ogilvy’nin bir sözüyle yazımı noktalayayım (bu da benim paradoksum olsun) ‘Tüketici geri zekâlı değildir, o sizin eşinizdir’

 

Yorumlar

Mustafa CINGI dedi ki…
Hocam, çok güzel ve yerinde tespitler.. "Sosyal medya diye bir şey tanımıyorum, Allah'a şükür Facebook da kullanmıyorum" diyen biri(leri)nin iletişim fakültelerinde derslere girdiğini düşündüğümüzde gerçekten karamsar olmamak elde değil alanın geleceği açısından.. Elinize kaleminize sağlık...
Yavuz Sinangil dedi ki…
Değerli hocam çok faydalı bir yazı olmuş. Elinize sağlık. Umarım akademi camiası bu yazıyı okuyarak gerekli değişikliklere bir an önce imza atar.

Bu blogdaki popüler yayınlar