TÜRKİYE’DE İNOVASYONA VERİLEN ÖNEM

İnovasyon’un her gün önemini arttırdığı bir dünya’ya adım atalı aslında uzun zaman oldu. Media Cat yayınlarının “İnovasyonla Başarıyı Yakalayan Türkler” isimli kitabında da bahsedildiği gibi gripin ilacından, kamyonları devşiren ve ilk otobüsü icat eden Kamilkoça kadar 1920’lerden bu güne pek çok türk inovasyon’un önemini kavradı ve bunu iş hayatına aktardı.

Ancak günümüzde inovasyonun önemini yitirdiğini görür gibi oluyoruz. Koskaca Ülker firması karşımıza inovatif ürünler yerine yurtdışından kopyaladığı ürünler ile çıkıyor. Yada Gazetelerimiz bugün hâlâ yurtdışında (özellikle Avrupada) önemini çoktan yitirmiş olan garip promosyon aktivitelerine devam ederek hayatta kalmaya çalışıyor. Sabah şovlarımız bile aynı değil mi? Kim Seda Sayan şov ile Oprah şov arasında fark bulabilir?

Evet 1980 sonrası tüketici toplum olduk. Özellikle 80’li yıllara vurgu yapıyorum çünkü bu tarihte ülkemizde sınırlar kaldırıldı, Türk Lirasını koruma kanunu iptal edildi. Aslında bu inovasyonun önünü açabilecek en önemli adımdı. Örneğin Rahmi Koç’un anlattığı bir anekdota bakarsak; “80 öncesi makine ihracatı yapmak çok zordu, yurt dışından bir ürün alacağımızda önce ilgili bakanlığa talebimizi bir dilekçe ile sunuyorduk, yaklaşık 4-5 aylık bir araştırmadan sonra (araştırma o makinenin ülkede üretilip üretilmediği ya da üretilmesinin faydalı olup olmayacağı yönünde oluyor) eğer izin çıkarsa merkez bankasına ürün ederi kadar TL yatırıyorduk, merkez bankası gerekli onayı verdikten sonra ki buda yaklaşık 4-5 ay sürüyordu biz makinemizi ithal edebiliyorduk. Ancak biz makineyi alana kadar yurtdışında çoktan yeni ve daha sağlam özelliklere sahip bir model çıkmış oluyordu.” diyerek yaşanan zorluğu bizlere aktarıyor. Ancak maalesef 1980’de rahmetli Özal ile başlayan gümrüklerin açılması ve yabancı para kullanımının serbest bırakılması bizi ileriye taşıyacağına geri götürmüş bir uygulama olmuştur. Çünkü artık her ihtiyacımızı ithal eder üretime asla önem vermez bir toplum olduk. Yukarıda bahsettiğim gibi TV şovlarını bile ithal ediyoruz. Dizilerimiz bile yabancı asıllarından kopya.

İşte bu noktada firmalar kendilerini şu süper hatta über söz ile savunuyorlar; “Müşteri bunu talep ediyor.” Oysa özellikle tüketime alıştırılmış ülkelerin vatandaşları bir süre sonra sunulan ile yetinmek zorunda kalmaktadır dolayısıyla müşteri beklenti ve isteklerini firmalar belirler. Macro bir bakış ile pazarı gözden geçirdiğimizde karşımıza böylesi enteresan bir sonuç çıkmakta. Ancak iddiam odur ki önümüzdeki 10 yıllık süreçte ar-ge ya da inovasyona önem vermeyen şirketler o veya bu nedenle ya küçülecek ya da batacaklar. Çünkü tüketim toplumu olan bizler tüketmeye o kadar alıştık ki hiçbir standart ürün ilgimizi çekmiyor. Bir cep telefonunu bile ortalama 1 yıl kullanıp değiştiriyoruz. Dolayısıyla yurt dışından siz bir ürünü görüp beğenip kopyalayana kadar biz tüketiciler onu internetten görüp hatta kullanıp çoktan sıkılmış oluyoruz…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bugünün İletişim Danışmanları Aslında Birer Emlakçı